Bhaag Milkha Bhaag

Konular: Kültürümsel Sanatsal, Sinema-Dizi | 0
  • Yönetmen:
  • Senaryo:
  • Ülke:Hindistan
  • Tür:Biyografi,Dram,Tarih
  • IMDB puanı: 8.5      IMDB Sayfası
  • Oyuncular:  
  • Filmin Sitesi: Facebook Sayfası
  • Hasılat: $1.626.289 (Amerika Hasılatı)
  • Filmin Konusu:Bhaag Milkha Bhaag izle: Hindistan’ın ünlü sporcularından biri olan Milkha Singh’in hayat hikayesini anlatan biyografi filmi Bhaag Milkha Bhaag 2013 Pakistan ve Hindistan arasındaki dostluk oyunlarında müsabakaya katılmak istemeyen Milkha Singh’i ikna etmek üzere çıkılan yolculukta Milkha’nın geçmişi gözler önüne seriliyor. Ailesi,askeri ve spor yaşamı,atletizmdeki başarı öyküsü,aşkı ve arka planda Hindistan’ın bağımsızlık tarihi yer alıyor.

 

Filmin Fragmanı şu şekilde:

 

Tamam izledinde ne anladın,ne düşündün deme oku;

Filmin afişi
Filmin afişi

Bhaag Milkha Bhaag yani “Koş Milkha Koş” ismini duyunca aklımıza bir zamanların fenomen Alman filmi “Koş Lola Koş” u getirsede konusuna ve anlattığı hikayeye en uygun isim bu diyebiliriz.Öncelikle şunu söyleyeyim,eğer Hint filmlerine önyargılı davranıyorsanız Hint filmi izlemeye bu veya buna benzer filmlerle başlayın derim.Hepsinde olmasada en ciddi filmlerde bile birden dans edip şarkı söylemeye başlıyorlar ama bazı filmlerde bu sahneler gerçekten filmin içine iyi oturtuluyor.bazen bir düğün,klip yada hayal kurma sahnesi olarak gösteriliyor.(adamların doğasında var bunu kabul etmek lazım)

Solda Filmdeki,sağda gerçekteki Milkha
Solda Filmdeki,sağda gerçekteki Milkha

Filmin konusuna kısaca değinirsek 1960 Olimpiyatlarında 400 metre finalinde yarışmış olan ve Hindistan’ın yetiştirdiği en büyük atletlerden birisi olan Milkha Singh’in hayatını anlatıyor.186 dakika çok uzun gözüksede o kadar çabuk geçiyorki inanamazsınız.Sonuçta her film 3 saat kendini izlettiremez.Filmde temponun düştüğü anlar var ama genel anlamda güzel bir film.Ayrıca Milkha Singh’in şampiyon bir koşucu olmadan önceki hayatı,Hindistan ile Pakistan’ın birbirlerinden ayrıldıkları döneme gelen çocukluk döneminin anlatıldığı bölümler bize tarihle ilgili bilgilerde veriyor.Eğer Gandhi filmini izlediyseniz onun sonuna denk gelen bölümler bu filmde Milkha’nın çocukluk dönemine denk geliyor.Filmin çekim kalitesini ve efektlerini görünce Hintlilerin Sinema olarak bizden ne kadar önde olduklarını birkez daha anlayacaksınız.

Lola ve Forest koştu severek izledik,sıra Milkha'da
Lola ve Forest koştu severek izledik,sıra Milkha’da

Benim film ile ilgili görüşlerim bunlar.Ben bu yazıyı yazarken filmin imdb’deki puanı 8,5’ti.Birçok kişi Hint filmlerine benim kadar meraklı olmadığı ve Hint sinemasına genelde önyargılı baktığı için filmi izlermisiniz bilmiyorum ama eğer izlerseniz yada izlediyseniz yorumunuzu beklerim.

Not:Benim kadar hatta benden kademe kademe daha çok Hint sineması seven Doğukan Kazdal‘ın Hindisinema sitesindeki yazısınıda okumanızı tavsiye ederim.Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş

Duckstein

Konular: Bira, Yemeler-İçmeler | 2

Bu birayı ilk kez Galatasaray-Beşiktaş derbisini izleyeceğim gün evde maç izlerken 2-3 tanede bira hüpleteyim dediğim gün almıştım.Aslında maç izlerken yada bardak olmadığından dolayı şişeden bira içmek zorunda olduğum zamanlarda daha önce denemediğim biraları içmeyi pek sevmem.Bunun sebebi  nasıl bir şeyle karşılaşacağımı bilmememden kaynaklanıyor.Kötü bir bira ile karşılaşıp o günkü tüm damak tadımı ve bira zevkimi ziyan etme korkusu ve çok leziz bir birayı keyifle içmek yerine o anda içilip piç edilmesi korkusunun yıllardır geliştirdiği bir refleks bu.

İlk Karşılaşma
İlk Karşılaşma

Birayı aldım almasına ama eve gelince daha önce içtiğim Ayinger’lere ve dolapta kalmış başka derya kuzularına yönelmeyi tercih ettim ve bizim Duckstein yine başka zamana kaldı.O gün işte bugün dedim ve şişesindeki “D” kabartması ve etiketindeki sadelikten dolayı  tasarımı ile benim gönlümde artı puan alan Ducky’yi (fazla samimi oldu gibi) denemeye karar verdim.

Doğal olarak bu bira için uygun bardağı kullanmak için bu biraya en uygun , en doğru bardağın ne olduğunu öğrenmek  için yoğun ve hummalı bir araştırmaya girdim.(Google’da “Duckstein Bier Becher” yada “Duckstein Beer glass” yazınca çıkıyormuş diyorlar boşuna yapmışım o kadar kapsamlı araştırmayı)

Bir Bardaktan daha fazlası dedikleri bardak
Bir Bardaktan daha fazlası dedikleri bardak

Şimdi ne gerek var uygun bardağa,hatta bardağa bile gerek yok diyen arkadaşlara aman haa diyorum.Birkere biranın rengi ve berraklığı en güzel bardakta belli olur taaammı.Biranın köpüğü,köpüğün bardağa yapışması,rengin bulanıklığı,biranın aromatik kokusu hepsi bardakta daha iyi anlaşılır ve bardaktan içerken koku alma duyusunuda harekete geçirdiğiniz için tat almamız daha efektif olur(peh peh kullandığım kelimelere bak).Ayrıca şişeden bira içerken şişenin içinde biriken yada sıkışan hava biranın tadını tam almanızı engeller.Evet şişeden içebilitesi olan biralar vardır ama bunlar daha çok endüstriyel düzenin bize kakaladığı bol reklamlı orta kaliteli bira çeşitleridir.Her ortamda her şekilde lüp lüp giderler.En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir lafını modifiye ederek “En alakasız bardakla içmek  bile bardaksız bira içmekten iyidir” diyorum.Doğal olarak elimde Duckstein bardağı olmadığı için gaza gelerek Schneider  Weisse setinden çıkan  “Beer sommelier glass” dedikleri tadım bardağını kullanıyorum.

Kapak etiketindeki imzaya dikkat
Kapak etiketindeki imzaya dikkat

Duckstein’ın önce kısaca tarihine bakalım,markanın web ve Sosyal Medya alemindeki yerlerine bakıp birde tadım notu verdikmi tamamdır diyor konuya giriyorum.

1879 yılında Hamburg’un Altona bölgesinde kurulan Holsten Bira fabrikası ilk 25 sene sadece lokal pazara hitap ediyor.Sonrasında At üzerindeki Şövalyeli logosuna layık olacak şekilde ortalığı kasıp kavurarak ilerliyor,orada fabrika açayım burada açayım,şu fabrikayıda satın alayım derken firma büyüdükçe büyüyor.Firma 1976 yılında  Braunschweig’lı   Feldschlößchen bira fabrikasına ortak oluyor ve 1981 yılında tamamen birleşiyorlar.Bazı yerlerde 1987 bazı yerlerde 1988 yılında (biz ortayı bulalım 1987,5 yılında diyelim) geçmişi 16.yüzyıla uzanan Duckstein markasını tekrar piyasaya sürüyorlar.Aslında ilk başlarda Ducksteiner olarak çıkıyorlar ama bu isimde üretim yapan başka bir firma sizi mahkemelerde süründürürüm bu isim benim deyince ismin sonundan “er” ekini atıp yola devam ediyorlar.(Ben olsam Öz Ducksteiner yapardım)

duckstein_2

 

Gel zaman git zaman yine onu al buna ortak ol diye devam ederken 2004 yılında daha büyük balık gelip büyük balığı yutuyor ve firmayı Danimarkalı bira devi Carlsberg satın alıyor.Yani işin özeti Duckstein bir Carlsberg markası artık ve endüstriyel sistem yine galip geliyor.(Almanlar yenilince bizde yenik sayılıyoruz)

Buda Crlsberg'in sitesindeki markalarımız bölümü
Buda Carlsberg’in sitesindeki markalarımız bölümü

 

 

Zaten çok acayip karman çorman Brezilya dizisi gibi bir geçmişi varmış bu firmanın iyi olmuş diyor diğer konulara geçiyoruz.

 

İnternet Sitesi:Piyasada birçok kelli felli bira markası bile hala Ortaçağ’dan kalma web sitesini kullanırken Duckstein’ın sitesi gerçekten iyi ve modern bir yapıda.Renk uyumları ve görseller,menü panelleri,kodlar emek ve para harcandığını gösteriyor.Bunda Carlsberg’e ait olmanın etkisi nedir bilemem bunu başka Carlsberg markaları incelersem anlayabilirim.

Sitenin Ana sayfası
Sitenin Ana sayfası

Sitenin  içinde biraların tanıtım ve özellik tablolarının olması gerçekten güzel ve şık.

Bira tanıtım bölümü
Bira tanıtım bölümü

Sitede Bira ile yenebilecek yemek tarifleri,mekan tanıtımları,sponsor oldukları festival ve etkinliklerin haber ve bilgileri ile beraber mağaza bölümüde var.

Hayal kırıklığı yaratan Mağaza
Hayal kırıklığı yaratan Mağaza
Bira ile yenebilecek yemekler
Bira ile yenebilecek yemekler

 

Sosyal Medya:Siteyi övdük ama sitenin eksiklerinden biriside hiçbir yerinde Sosyal Medya bağlantıları için link olmaması.Ulan siteye bu kadar emek harcadınız  madem 2 link koyamadınızmı diye düşündüm ilk başta,kısa bir araştırmadan sonra sebebini anladım.Adamlar Sosyal Medya’dan tamamen kopuk durumda.Facebook’ta bir tane orjinal birde çakma olduğunu düşündüğüm iki adet sayfa var.Biri Ağustos 2012 diğeride Ağutos 2013’de bir yıl arayla kaderlerine terk edilmişler.Zaten orjinal olduğunu tahmin ettiğim sayfada bile 926 beğeni vardı.Birde kardeşim şu sayfadaki Logo’nun çözünürlüğü nedir Allah aşkına.İnsan 2 tık büyük logo yükler.

Kendi kaderine terk edilmiş bir sayfa
Kendi kaderine terk edilmiş bir sayfa

Twitter aleminde hiç yoklar,instagram’ı büyük ihtimal duymamışlardır bile.YouTube’da kanalları olduğunu görünce en azından burayı kullanıyorlar dedim ama yok orasıda Kovboy filmlerindeki terk edilmiş kasabalar gibi.Sonuncusu 2012’de yüklenmiş 3 adet video var ve izlenme rakamları 200 civarlarında.

Bu kadar ıvır zıvır bilgiden sonra asıl merak edilen konuya gireyim;tadı nasıldı?Valla afili şişe cancanlı site,Braukunst (Biracılık sanatı) gibi büyük laflardan sonra ben daha iyi bir bira bekliyordum ama pek beklentilerimi karşılamadı.Duckstein Rotblond (kızıl sarşın) denen pek haz etmediğim tarzda bir bira.Rengi ismine uygun kokusu hoş ama ağızda çok fazla asitli (gazlı) bir tat bırakıyor.İçerken gerçekten kendimi zorladım ama yok tekrar içmek isteyeceğim bir bira olmadığına karar verdim.(daha sonra tekrar düşündüm ve bu aralar sigarayı bıraktığım için [ evet bıraktım 2 ay oldu] damak tadımda büyük değişmeler var,belkide kötü bir döneme denk geldi.O yüzden birkaç ay sonra tekrar denemeye karar verdim)

Şişe iyi,etiket hoş gerisi boş
Şişe iyi,etiket hoş gerisi boş

İşin özeti Braukunst,şişenin üzerine imzamızı attık,süper şişe yaptık,bir bardaktan ötesini yaptık felan biraz abartı geldi bana.(Kapitalist dünya devinin eline geçmiş bir biradan başka ne beklenir)Birde resimleri çekerken şişenin altına koyduğum üzerinde “Die Freien Brauer” (yani serbest-özgür-büyük firmaların eline geçmemiş birahaneler) yazılı metal plaka cuk oturmuş.(resimleri çekerken Duckstein’ın Carlsberg’e ait olduğunu bilmiyordum)

Genel Notlar:

İnternet Sitesi: 90

Sosyal Medya: 20

Reklam : 40

Tat :  60

Eğer merak eden varsa Duckstein’a Ratebeer ve Beeradvocate sitelerinde verilen puanlar.

Son olarakta kendilerinin bile unuttuğu Youtube sayfalarında yer alan reklamı koyayım bari.

 

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş

Enddıı ozgar goooz tu

Konular: Kültürümsel Sanatsal, Sinema-Dizi | 0

Her sene olduğu gibi bu sende Oscar amcanın kimlere gideceği,gittiği,niye gitmediği konuşuldu durdu.Adamlar yine dosta düşmana ödül töreni nasıl yapılır,öncesi ve sonrası ile nasıl pazarlanır,her s.kim nasıl paraya dönüştürülür göstermiş oldu.Olay bu kadar basit ama yinede konuşmaktan (yazmaktan) kendimizi alamıyoruz.Buda benim kendi çapımda Oscar (yada çok bilmiş sinema eleştirmeni tribine gireyim) Akademi Ödülleri yazım.

Geçmişte Oscar’ların nasıl kazanıldığı malum.Şöyle 2 tanede tablo var mevcut olan.

Ablalar Oscarı nasıl alır?
Ablalar Oscarı nasıl alır?
Abilere Oscar nasıl gider?
Abilere Oscar nasıl gider?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En iyi oyuncu Oscar’ını almak bir oyuncu için inanılmaz bir duygu olmalı.Hatta bu konuda artık espri konusu olan Leonardo DiCaprio’nun bu seferde kazanamaması şöyle bir karikatüre konu oldu.

 

 

 

Kendisi kesin kızmıştır ama gerçekten komik
Kendisi kesin kızmıştır ama gerçekten komik

 

 

 

Eeee lafı fazla uzatmadan yavaş yavaş konuya dalalım o zaman,bu sene ilk defa aday filmlerin çoğunu ödül töreninden önce izledim.Hatta ana katagorilerdeki filmlerin hemen hemen hepsini izledim.(izledimde bir haltmı oldu?yok ama bilin istedim.Öyle işkembe-i kübra’dan sallamıyorum yani şu iyiydi bu iyiydi diye)

Bu senenin Ana dallarda adayları şöyleydi (öyle bok püsür kategorilerinede girecek değilim)

 

Ödül Var dediler geldik
-Ödül Var dediler geldik
  • En İyi Film

     

    Philomena hariç hepsini izledim keşke Para Avcısı yada Düzenbaz alsaydı.Bu sene hiçbirini ön plana çıkaramadım ama 12 Yıllık Esaret benim için bu senenin en iyi filmi değildi.

     

    Bu ödülleri ben nasıl aldım la
    Bu ödülleri ben nasıl aldım la

    En İyi Yönetmen

    • Alfonso Cuarón - Yerçekimi  —————– KAZANDI
    • Steve McQueen - 12 Yıllık Esaret
    • David O. Russell - Düzenba
    • Martin Scorsese - Para Avcısı
    • Alexander Payne - Nebraska

     

     

     

     

    Bence Yerçekimi filmi olduğundan fazla abartıldı.Evet film neredeyse tamamen tek kişi üzerinde geçiyor,evet sürekli aynı yerlerde geçiyor,evet ses ve görüntü efektleri size uzaydaymışsınız hissi veriyor ama neredeyse tamamı stüdyoda çekilen bir film ve elinizde iki tane üst düzey oyuncu var.Onlarıda yönetemezsen git Pis Yedili’de 3-4 bölüm yönet bence.

    10 numara Şeqil yaptım
    10 numara Şeqil yaptım

  • En İyi Erkek Oyuncu

    • Chiwetel Ejiofor - 12 Yıllık Esaret
    • Leonardo DiCaprio – Para Avcısı
    • Christian Bale - Düzenbaz
    • Bruce Dern - Nebraska
    • Matthew McConaughey - Dallas Buyers Club  ———— KAZANDI

     

     

     

     

    Eğer ödülü Chiwetel Ejiofor’a verselerdi yemin o salonu basardım Leo’nun hakkını yediniz diye.Ama Matthew abimizin performansını görünce birşey diyemiyorum.Leo yine iyi bir film ve güzel bir performans ile eve eli boş dönüyor.Oscar’ı alma formülü bence 150 kiloyken AIDS olunca birden 40 kiloya düşen eşcinsel,zenci bir karakteri oynamasıdır.

    Haberim yok gibi çek
    Haberim yok gibi çek

    En İyi Kadın Oyuncu

    • Amy Adams - Düzenbaz
    • Cate Blanchett - Blue Jasmine ————– KAZANDI
    • Sandra Bullock – Yerçekimi
    • Judi Dench - Philomena
    • Meryl Streep - August: Osage County

     

     

     

     

    Meryl Streep o sene her hangi bir filmde oynamasa bile aday gösterecekler bence.Sandra bacımız alsa kızardım ama bence en çok hak eden aldı.Bu filmde bir kez daha oynadığı karaktere uyuz olduğuma göre Cate Blanchett gerçekten iyi oynamıştır.(Eğer merak eden varsa öncekide The Aviator’daki  Katharine Hepburn karakteri idi)

    Çorabım kaçtı ödül alacam diye
    Çorabım kaçtı ödül alacam diye  
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

    • Barkhad Abdi -Kaptan Phillips
    • Bradley Cooper - Düzenbaz
    • Jonah Hill – Para Avcısı
    • Michael Fassbender - 12 Yıllık Esaret
    • Jared Leto - Dallas Buyers Club  —————– KAZANDI

     

     

 

Barkhad Abdi kazansa daha çok sevinirdim ama Jared Leto’da harbi hak etti.Söylenecek birşey yok.

Sinirden yazı bile yazmıyorum
Sinirden yazı bile yazmıyorum

   En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

    • Sally Hawkins - Blue Jasmine
    • Julia Roberts- August: Osage County
    • Lupita Nyong’o – 12 Yıllık Esaret    —————- KAZANDI
    • Jennifer Lawrence - Düzenbaz
    • June Squibb - Nebraska

     

     

 

Al sana bir gıcık olduğum ödül daha,Ödülü hak edecek ne yaptı bu kadın Allah aşkına.Çok sıradan bir performansa verdiler ödülü.Gıcık herifler.

 

En İyi Uyarlama Senaryo

En İyi Özgün Senaryo

 

 

Senaryo ödüllerini bence ikiside hak ederek aldı ama uyarlamada gönlüm yine Para Avcısı’na kaydı.Her hak edenin kazanmadığı ama kazanın ihya olduğu bir Akademi Ödülleri daha geride kaldı.Sıkıcı,kimin kazandığını kimsenin bilmediği,ahbap çavuş ilişkisinde devam eden,kazanan filmlerin sinemalarda bile gösterime giremediği,belediyelerin siyasi çatışması haline gelmiş,ödül kazananların gelmeye bile tenezzül etmediği,geleninde ödül almaya pijama ile çıktığı ülkemiz ödül törenlerinde görüşmek üzere hoşçakalın esen kalın.

 

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş 

 

 

 

Şimdi Neredeler

Konular: Kültürümsel Sanatsal, Müzikal | 0

-Barbaros Hayrettin

Ben sizin babanızım dedi ve bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu.Tarihi tam hatırlamasamda 90’ların sonlarında piyasaya çıkan ve birçok insanı müzik dinlemekten soğutan geri kalanınada “Ulan demek ünlü olmak ve klip çekmek bu kadar kolay,o zaman ben ne duruyorum bende yapayım” dedirten şahıstır.Hatta o yıllardan sonra piyasa çıkan ne s.kim yediği belli olmayan birçok şarkıcıya ilham kaynağı olmuş,Valderama tarzı uzun gıvır gıvır saçları ve bu saçları bütünleyen bıyığı ile döneme damga vurmuş bir şahıstır.O dönem sosyal medya olmadığı için kendisin Yunan’lılarada öteleyemediğimiz için mecburen dinledik ve sahiplendik.

O müthiş albümün kapağı
O müthiş albümün kapağı

Rivayete göre kendisi 80’li yıllarda Almanya’da arkadaşları ile kurduğu Kobra isimli grubuyla çok sağlam Metal veRock tarzı işler yaparmış.Daha sonra Türkiye’ye gelmiş ve yaptığı şarkıları dinlettiği yapımcılardan “Yok gardaş bunları kimse dinlemez” cevabını duyunca malum albümü yapmıştır.

Ayrıca “Sevgilim Sevgilim Nasılsın” ve “Oğlum sana kimi Alayım” isimli iki güzide eseri daha vardır.Piyasada olduğu yıllarda Grammy,kral müzik şeysi,Oscar,Emmy ne varsa toplamış ve sonra sırra kadem basmıştır.Bir ara Okan Bayülgen’in 90’lar programlarında ortaya çıktıydı ama yine kayboldu namızsız.

Best Greek Singer ever
Best Greek Singer ever

 

Klibin içindeki dev gözlüklerin bugün bazı yabancı kliplerde kullanılması kendisinin ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösterir.Giydiği ceketlerin ise belli bir moda ve akım başlattığı kesindir.Hele birde şarkıda geçen “Langırt,ah düştüm” bölümü vardırki Türk müzik tarihindeki en anlamlı ama değeri en az bilinen bölümlerden biridir.

Nasıl Bülent Ersoy’un önünü kesip Dünya’ya açılmasını engelledilerse bence Barbaros Hayrettin’inde bıyığını kestiler ve Dünya çapında nam salmasını engellediler.

Önünü değil ama bıyığını kestiler
Önünü değil ama bıyığını kestiler

-Nilüfer Örer

 

Her ne kadar Barbaros Hayrettin’in ortadan kaybolmasına için için sevinsekte Nilüfer Örer’in kaybolmasına o kadar üzülmüştük.90’ların iz bırakan ama çabuk kaybolan isimlerindendi kendisi.O dönem mantar gibi türeyip 1 şarkı ile patlayıp sonra kaybolan popçuların aksine kendisi tam zirve yapmışken bu kadar stres  (kendisi Almancı olduğu için büyük ihtimalle şitres demiştir) ve baskıya dayanamam deyip tası tarağı toplayıp Almanya’ya geri  dönmüştür.Bizede haydaaa oldumu şimdi ablacım daha ne güzel ne içmelik şarkılar yapacaktın demek kalmıştır.

Efsane klipten bir sahne
Efsane klipten bir sahne

Doğal olarak o zamanlar iletişim bu kadar kolay değil ve toplum olarak şehir efsaneleri üretmeyi severiz.Kendisi hakkında çıkan öldü söylentilerini geçtiğimiz yıllarda çıkardığı yeni şarkılar ile bertaraf etsede keşke seni eski şarkılarınla hatırlasaydık dedirtti.Nani-S isimli rapimsi müzik yapan bir eleman ile yaptığı şarkılarda daha çok Arabeskimsi şekilde kendisini dinledik.Pek aktif olmayan ama ofizyal  fan peyç olarak adlandırılan bir Facebook sayfası,bir Youtube sayfası  ve tahminime göre Mevsim Bahar şarkısının çıktığı sırada yaptırılmış ve sonra tasarımı ve kodlaması hiç güncellenmemiş bir internet sitesi var.

yeni kliplerinden birisi
yeni kliplerinden birisi

Hakkında internette dolaşan bin tane efsane yada gerçek olabilecek haber var ama önemli olan kendisinin en popüler olduğu dönemde herşeyi bırakıp gidecek kadar cesurca bir hareket çekmesidir.(Risk nedir?Risk budur.)

Aslında sırlamada oyuncular,sporcular zartlar zurtlar var ama internette gezerken sürekli kayıp müzisyenlere denk geldiğim için konuyu bu seferlik sadece “Müzük Edıyşın” şeklinde devam etme kararı aldım herkes için uygunsa.(site benim la ne soruyosam bende)

-Tuğçe San

Çok ilginçtir ama bu ablamızda Almancıdır.Demekki bir dönem Almanya’dan lisansı olan her futbolcuyu büyük umutlarla getirdiğimiz gibi bayaaaa bir müzisyende getirmişiz.Kendisi 1996 yılı öncesinde profesyonel bir dansçı iken 96 senesinde Türkiye’de pekte alışık olmadığımız tarzda bir albüm çıkartarak piyasanın bir tarafına koymuştur.Kendisi gerçektende Türkiye’de dans müziği yapan kadın şarkıcıların Kraliçesidir denebilir.Solaryumda yanmış teni,yılanlı klibi,dansları,dansçı kızları,şarkıları ve aksanı ile o dönemlerde çok konuşulmuştur.

Civamı o arkadaki?
Civamı o arkadaki?

Klipleri o dönemki abaza gençliğin en sevdiği klipler sıralamasında hep en tepelerdedir.Klibinde oynayan dansçı kızlardan birisinin trafik kazasında ölmesi bile memleketi yasa boğmuştur.Kendisinin bir aşiret reisinin kızı olduğu ve aşirettekilerin kendisini öldüreceği efsanesi dilden dile dolanmıştır.Gerçek adının Hatice Leblebici olduğu iddia edilen yılan sever ablamız birden ortadan kaybolarak hayranlarını üzmüştür.

Kendisi hakkında Almanya’ya gitti dans okulu işletiyor,Amerika’da güzellik salonu var gibi söylentiler çıkmıştır.Facebook sayfası pek aktif olmasada son zamanlarda Twitter ve İnstagram hesaplarından son zamanlarda geri dönüş sinyalleri vermektedir.2011-2014 arası güncellenmeyen internet sitesi Nilüfer Örer sitesi ile aynı dönemde yapılmış izlenimi vermektedir.

Seversiniz sevmezsiniz bilemem ama şarkılarını tekrar dinleyince (ilk çıktığındada büyük bir hayranı değildim ama dinlerdim) o yıllara göre süper altyapıları olduğunu ve yanlış dönemde çıktığını düşünüyorum.O şarkıları bugünlerde  çıkarmış olsa çok büyük işler yapardı kesin.

(Ah canım Ahmet’ide yazacaktım ama oda gurbetçi diye vazgeçtim)

-Küçük oğlanlar (İbo ve Onur)

Bu iki eleman hemen hemen aynı dönemde piyasaya çıktılar.Biri İbrahim Tatlıses’in diğeri Mahsun Kırmızıgül’ün desteği ile piyasada yol aldı.Diziler çekip rating rekorları kırdılar,albümleri milyonlar sattı.Sonra ikiside ortadan kayboldu.

Çocukken sevimliymiş kerata
Çocukken sevimliymiş kerata

İbo’ların küçük olanı büyük olanının konserinde sahneye çıkınca keşfedildi.Tombik yanakları ve sevimli suratı ile bir anda Türk halkının kalbini kazandı.Hemen albümü yapıldı ve Türk halkı iyi müzikten anladığı için doğal albümü milyonlar sattı.Dizileri çekildi ve halkımız yine kaliteli yapımdan iyi anladığı için rating rekorları kırdı.

Büyüyünce dağılmış diyorlar
Büyüyünce dağılmış diyorlar

Sonra birgün Hülya Avşar’ın kucağına oturdu ve hayatı kaydı.Dönemin Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın devreye girmesiyle okula geri döndü.Daha sonra ergenlik dönemi geldi çattı,ses değişti,bıyıklar tüylendi falan filan derken eski popülaritesini tekrar kazanamadı ve kaybolup gitti.Her ne kadar okumayacam ben desede üniversitede Elektronik okumuş olmasıda ilginç.Sanal alemde en çok kullanılan Caps‘lerden birisine sahip olması ve birde Einstein’ın annesi Pauline Einstein’a benzetilmesi ile gündemde kaldı.

Yapma işte bunu yapma
Yapma işte bunu yapma

 

Benzemiyor diyen çarpılır
Benzemiyor diyen çarpılır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçüklerin Onur  olanı ise bugünlerin cevval yönetmeni o zamanların yetenek avcısı Mahsun Kırmızıgül tarafından piyasaya sürüldü ve Memleketin herşeyden iyi anlayan halkı tarafından baştacı edildi.Onunda albümleri yok sattı,dizileri oynarken sokaklar boşaldı.Sonra Sedat Peker ile bağlantısı olduğu söylendi,göz altına alındı ve ortadan kayboldu.Şuan nerede ne yapar bilen yok.

hep bir ağlama halleri
hep bir ağlama halleri

 

Müzük Edıyşın’ın sonuna gelelim.Başka sektörlerde buluşuruz yine.

 

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş 

Blue Caprice

Blue Caprice

Konular: Kültürümsel Sanatsal, Sinema-Dizi | 0

Sonuçta ben kelli felli bir film eleştirmeni değilim ve gündem filmlerini izleyip hemen eleştireyim derdimde yok.Bu rahatlığa dayanarak arada bir daha önce izlediğim filmleri yazar 2-3 kelam eder sonra çeker giderim.Ahanda buda sitedeki ilk film yazısı olsunmu?Olsun…

 

Filmin Fragmanı şu şekilde:

Buda benim film hakkındaki zırvalarım

2002 yılında gazetelerde okuduğumuz sniperlı katil John Allen Muhammad’in ve suç ortağının son aylarını anlatıyor film. Biyografik filmlere,özellikle gerçeklerin tam bilinmediği olayları anlatan filmlere her zaman ilgi duyarım ama bu film o kadarda tatmin edici olmadı benim için.

Filme adınıda veren o araba
Filme adınıda veren o araba

Filmleri değerlendirirken kamera açısı,kullanılan lens,ışık yansıması felam filan pek ilgilendirmez beni.Film hoşuma gittimi gitmedimi tek değerlendirme ölçüsüdür benim için.Film vaadettiği şeyi veriyormu?Korku filmi ise korkutuyormu,komedi ise güldürüyormu?Gerisi fasa fiso,Tv’lere çıkıp gazetelerde yazan bazı eleştiriciler çıkıp olayı teknik konulara bağlarken kendilerini kaç kişi anlıyor diye merak ediyorlarmı bilemiyorum.Benim için olay daha düz mantık;bu film hoşuma gittimi,gittiyse ne kadar gitti.Bu filmi tekrar izlemeye zaman ayırırmıyım?Yoksa kamera yanlış kaymış,ışık ters açıdan gelmiş,diyaloglar basitmiş çokta fifi.

blue-caprice1

Efsane futbolcu Johann Cruyff’un çok doğru bir lafı vardır “Futbol basit bir oyundurzor olan ise basit futbol oynamaktır”,o hesap film izlemek ve yorumlamak bence basit bir olay ama benim anladığımı ve bu filmde benim gördüğümü kimse göremez tripleri atmak paha biçilemez.(banka kartı reklamı gibi oldu)Konu saptıkça saptı ama işin özeti ben aradığımı bulamadım bu filmde,çok yerde aklınızda soru işaretleri kalıyor ve çok fazlada etkisi altına almıyor.

Bu yazıyı evdenizle.com sitesine yazmıştım.

 

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş 

Bira Yazılarına Giriş

Konular: Bira, Yemeler-İçmeler | 1

Yazmak istediğim birçok yazı gibi bira tanıtım,tadım yazılarıda ne zaman geleceği belli olmayan sıralarını bekliyorlar.Artık biryerden başlayayım dedim ve buradan başlıyorum.Bira tadım yazıları deyince öyle pek bilinen biralara değineceğim sanılmasın. Duvel,Schneider,Paulaner,Augustiner,Hoegaarden,Petrus gibi biraları içip hakkını sonuna kadar vererek yazan Bira Sevdası,Beerader hatta sosyetik içkilerden zaman bulurlarsa bira içen Çukurcuma Times  gibi güzel siteler var.O yüzden ben daha yerel yada bölgesel kalmış pek öyle dünyaya açılıp saçılamamış markalara değinme düşüncesindeyim.Elimdeki Bira kolleksiyonu ve ulaşma durumum daha rahat olduğu için bölgesel Alman markaları ağırlıklı takılayım diyorum.

Yazılara başlamadan hem biraz ısınma turu olarak hemde zaman kazanma amaçlı olarak sizlere kısaca bira konusunda biraz ahkam keseyim.

Almanya denince bir çok kişinin aklına bira gelmesi kadar doğal birşey olamaz herhalde.(video kuşağını görmüş hınzır düşünceliler hariç) Aslında Bira bir Alman icadı değil ama Almanlar biraya verdikleri önemle ve Dünya’nın ilk bira  fabrikasına sahip olmakla övünürler.Aslında dünyada bira tüketimi genç kuşakta orta yaşlı kuşağa göre azalmış durumda.Gençler ekseriyetle  çabuk sarhoş olabilecekleri yüksek alkollü içecekleri tercih ediyorlar.Eğer alkollü bir içeceğe sadece sarhoş olmaya yarayan sıvı olarak bakıyorsanız bu doğal bir durum, ancak içtiğiniz şeyden keyif almak istiyorsanız o zaman bilerek içmekte fayda var.

Yurtdışına pek çıkmamış yada çıksada yeni şeyler denemeye pek açık olmayan kişiler için bira tek çeşit ve tek markadan ibarettir.(Pils  bira ve Efes Pilsen)  Son yillarda yabancı bira markalarının Türkiye’de üretilmeye ve satılmaya başlamasıyla ve Efes Pilsen’in farklı bira çeşitleri çıkarmasıyla (Dark,Gusta,Bomonti) insanların önüne birçok seçenek  çıktı, fakat yurdum insanı yıllardır alıştığı Efes-Tuborg rekabetinden pek vazgeçemedi.(Tuborg’u Türk birası zanneden kişi sayısıda bir hayli fazladır bu arada.Gerçi artık Danimarkalıda değil.İsrailli CBC firmasına ait.) Diğer birkaç  yerli markada ya arada kaynayıp gitti yada ucuz ögrenci birası olmaktan öteye gidemedi.(Bkz. Skol,Perge)Rekabetin olmadığı ortam kaliteyide getirmedi doğal olarak.’Sevdimde ne oldu Efes Pilsen zengin oldu’ gibisinden maniler yazan bir nesil  yetişti memlekette.Ancak yeniliklere açık ve yurtdışında bira’nın Pils’ten ve Efes-Tuborg dan ibaret olmadığını  görenlerde azımsanmayacak kadar fazla.(lafa daldık asıl konuya giremedik)

Bira çeşitleri çok fazla gibi görünsede eğer bunu bir soyağacı gibi görürsek biralar önce ikiye ayrılır.Alttan fermantasyonlu ve Üstten fermantasyonlu biralar.Daha sonra bu iki çeşit biranın bitmek bilmeyen alt çeşitleri.Gün geçtikçede yeni yeni bira çeşitleri çıkmakta.(Bazıları uydur uydur çıkar modundadır.)  İlk biralar üstten fermantasyonlu olduğu için önce buna değinelim.Malum-u ilam fermantasyon bir içeceğin alkollenme olayıdır.(çok kısa bir anlatım oldu ama şimdi lise yıllarında bilimum fen derslerinden kaytarmış biri olarak burada uzun uzun Glikozun fermantasyonu sırasında pirüvat’ın çeşitli bileşiklere dönüştüğünü ve bira ve bilimum alkollü içeceklerde buna alkol fermantasyonu dendiğini ve bunun pirüvatın alkol ve karbon dioksite dönüşmesi olduğunu anlatacak değilim.)(yada anlattım  gibi birşey)Teknoloji gelişince alttan soğutma yöntemiyle alttan fermantasyonda gelişti , günümüzde her ikiside kullanılmaktadır.Birkaç örnek verecek olursak;

Alttan fermantasyon biraları:Pilsen,Lager tipi biralar,Alkolsüz biralar vb.

Üstten fermantasyon biraları:Ale,Stout,Bugday biraları (weissen) vb.

(Yazı iyice bilimsel makaleye dönmeden konumuza dönelim)

Yazının başında dediğim gibi dünyanin ilk bira imalathanesi 1040 yılında Freising’de kurulan Bayerische Staatsbrauerei  Weihenstephan’dır ve hala faal durumdadır.Ayrıca Dünya’nın ilk manastır bira imalathanesi de Almanyadadır.1050 yılında Kelheimdaki Kloster Weltenburg da kurulmuştur.(Weltenburg Manastırı)

Almanlar ayrıca 1516 yılında önce Bayern eyaletinde ve daha sonra tüm Almanya’da kabul edilen ve uygulanan “Reinheits Gebot’unda”(Saflık Yasası) sıkı savunucusudurlar.Bu yasa şuan tüm dünyada birçok bira üreticisi tarafından uygulanmaktadır.Bu yasaya  göre birada sadece Su,Arpa ve Şerbetçiotu kullanılabilir.(Hani Maya hani Maya,Mayayı unutmuşlar demeyin o zamanlar maya yoktu daha) Zamanında bira maliyetini düşürmek için Pirinç,Mısır ve Glikoz kullanılmaya başlanınca Almanlar biraya olan saygılarından dolayı böyle bir yasa çıkararak Biraya sahip çıkmışlardır.Ayrıca Bira fiyatları herzaman halkın zorlanmadan alacağı şekilde olmak zorundadır.

saflık_yasası
Birayı Saf bırakın,içine bok püsür katmayın

Almanya haricinde Avrupa’da Belçika,İngiltere(yada Birleşik Krallık),Çek Cumhuriyeti de biralarıyla tanınan ülkeler durumunda.Aslında Avrupada’ki bir çok ülkenin dünya çapında bilinen biraları mevcut.Amerikada son yıllarda bu pazarda bende varım demeye başladı.(Bi bunda eksiklerdi bunada el attılar tabiki) Burada paranın ve reklamın gücünüde gözden kaçırmamak lazım.Burada hayatında hiç içmediği halde sadece reklamları sayesinde dünyanın en iyi birasının Budweiser (Amerikan olanı Çek olanı değil yada diğer adıyla Bud.Bu konuda biraz karışık.Yeri gelince anlatırım) olduğunu sanan arkadaşlara kötü bir haberim var.Bud maalesef dünyanın en iyi birasi değil hatta gayet dandik bir bira bile denebilir.(Burada reklam ve paranın gücünü görüyoruz.Bunlar hep Amerikanın bize oyunları)

Yazı bu seferde Siyaset Meydanına doğru gidiyor.Yazıya birazda istatistiki bilgi vererek devam edimki bende birşeyler biliyorum havam olsun.Almanya’da yılda kişi başına içilen bira 109 litre iken Türkiye’de bu rakam 13 litredir.(rekor 160 litre ile Çeklerde.320 şişe yapar desek günde bir şişe bile yapmaz.Ben tek başıma gecerim demekki bunları.)Ama asıl oha denecek  fark Türkiye’deki bira üretim izni belgeli firma sayısı 11 iken bu rakam Almanya’da 1327 dir.(Büyük rakamı sona saklayarak heyecan yaratmak istedim)(ilk bira imalathanesinin bile 1630 dan sonra açıldığı Amerikanyada şuan 1700 den fazla bira üreticisi vardır.)

Tabiki biz (ben) Almandı,ingilizdi,Amerikandı demeden bulduğum tüm biraları deneyerek değerlendirmeleri ve kısa  tanıtımlarını burada sizinle paylaşmaya gayret edeceğim.(Önemli olan bira içmek değil insanlara faydalı bilgi sunabilmek.)

Nerede okumuştum hatırlamıyorum ama şöyle bir söz vardı “En iyi bira henüz içmediğin biradır”  En iyisini bulma çabanızda hepinize başarılar.

 

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş 

Gündemin Sıkıcılığı

Konular: Her Telden | 0

Bazen Ülkenin gündemini takip etmek imkansız hale geliyor,gündem o kadar çabuk değişiyorki sabah izleyip şaşırdığınız bir haberin akşam hiç bir değeri kalmıyor çünkü sadece bir kaç saat içinde ondan daha önemli başka olaylar oluyor.Yaz aylarında beri ülkeye hakim olan gergin ve ne olduğunu tam tarif edemediğim garip hava insanları birbirine düşürüyor.Oysaki geçmişte en büyük kavgalarımız futbol maçları üzerine olurdu ve Derbi maçlar öncesi ve sonrasında insanlar hem birbirlerini kızdırır hemde küçük tartışmalar yaşarlardı.Kazandığınız bir maçtan sonra okula gitmenin anlamı daha büyük olurdu.

Derbi kazandıktan sonra sınıfa girmenin havası

Ama artık insanlar takım tutar gibi Siyasi Parti yada Siyasi Figürleri tutup destekliyorlar ama bunu yaparken bazen ne kadar kırıcı olduklarının farkına varmıyorlar.Birçok arkadaşımın siyasi görüşünü (hatta ne kadar koyu ve yoğun olduğunu) son aylarda yaşanan olaylar sonrasında sosyal medyada paylaştıkları ve yazdıkları ile öğrendim.Yıllardır tanıdığım ama hiç bu kadar öfkeli,nefret dolu görmediğim kişilerin paylaşımlarına denk geldikçe benim yıllardır tanıdığım kişi bu olamaz diyorum.Çocukluğumun beraber geçtiği yıllarca birçok şeyimi paylaştığım,ortak hüzün ve sevinçleri yaşadığım,yeri gelince kavga edip yeri gelince uğruna kavga ettiğim insanların sırf siyasi görüşlerimiz farklı olduğu için beni arkadaşlık listelerinden çıkarıp takip etmeyi bırakmaları bana biz hatayı nerede yapıyoruz sorusunu sordurtuyor.En kibar sandığınız kişilerin küfürlü paylaşımlarını,sol eyilimli sandığınız insanların Lenin‘den bile Komunist olmaları,milliyetçi sandıklarınızın Musolini faşizanlığını zorlamaları,muhafazakar sandıklarınızın Molla rejimi savunuculuğunu,işine gelmeyen herkese “Vurun Kahpeye” tavrı gösterenleri görmek beni iyice rahatsız etmeye başladı.İnsanların hafızalarından yıllarca silinmeyecek ve onları kırıp rencide edecek paylaşım ve yorumlardan uzak durmaya çalışsamda bazen bende kendimi tutamayıp gaza geliyorum ama gerekli yerde fren yapmasını biliyorum.

Bu ülkede sağ ve sol kavgaları,Mezhep ve Din  kavgaları bundan daha ağır şekilde yaşanmıştı belkide ama o zamanki şartlarla bugünkü şartlar bir değil.Belkide o zamanlar insanlar daha sert ve acımasız ama daha dürüsttüler.Kimin neyi savunduğu ve neye karşı olduğu belliydi ama şimdi internet üzerinden aslında kim olduğunu bilmediğiniz insanların yazdıklarına yayınladıklarına ve söylediklerine inanıyorsunuz.Şakşakçılar ve galeyana getiriciler her ortamda olur ama bunların sayısı hiçbir zaman bu kadar fazla değildi.

Herkesin siyasi görüşü kendisini bağlar ama bunu savunurken başkalarına nasıl davrandığımıza dikkat etmemiz lazım.Birisiyle tartışırken karşınızdaki kişinin bilgi birikimi ve cehalet durumuda önemli tabiki.Zaten okumayı sevmeyen bir ülkeden hayatı ve birçok şeyi sadece internetten öğrenmiş kişilerle münakaşa etmekte zor.

Hayatı boyunca kimseye Türk,Kürt,Laz,Çerkez,Alevi,Sünni,Abazha,Göçmen,Şii,Ermeni,Yahudi,Rum yada herhangi başka birşey olup olmadığını sormamış ve karşısındakine sadece o kişi olduğu için değer vermiş birisi olarak arkadaşların birbirini ufak tefek şeyler yüzünden kızdırıp 10 dakika sonra unuttuğu günleri özledim.

“Atatürk’ü sevmek için CHP’ye,Dinimi sevmek için AKP’ye,Vatanımı sevmek  için MHP’ye ihtiyacım yok” lafı son zamanlarda en sevdiğim laflardan birisi.

 

Başka Fanilerde Okusun Diye Paylaş 

Çaresiz Kalmak

Konular: Kişisel, Kültürümsel Sanatsal | 0

Dizi izledikten sonra yazdığım bir durum güncellemesinden sonra aklıma bu yazıyı yazmak geldi.

 

Bazen ne yapacağınızı bilmediğiniz anlar olur,öfkeniz,nefretiniz,çaresizliğiniz ve tüm karışık duygular aynı anda toplanır bedeninizde.Mantığınız ve duygularınız farklı yönlere çeker sizi.İçinizden savaşmak ve bu durumla mücadele etmek geçer ama siz daha farklı bir yolu seçip geri çekilmeyi seçersiniz.Bunun sebebi kesinlikle mücadeleden kaçmak değildir.Bunun sebebi yaşadığınız hayal kırıklığının gururunuzu tetiklemesi sonucu boşvermişlik ve artık ne olursa olsun duygusudur.

Braveheart filminde William Wallace çok güvendiği Robert The Bruce  tarafından ihanete uğradığında kalkıp savaşmak ve onu öldürmek yerine kendisini bırakır.Herşeye,herkese meydan okuyan bu adam o anda düşmanına değil, güven duyduğu kişi tarafından ihanete uğramış olmanın verdiği çaresizliğe yenilmiştir.Savaşmak yerine boşvermeyi tercih eder.Robert hatasını anlar ve onu ölümden kurtarır ama Wallace’ın içindeki güven duygusu birkez ölmüştür.

Çaresizlik ve hayal kırıklığı dolu bir bakış.
-Çaresizlik ve hayal kırıklığı dolu bir bakış.

1920’lerdeki içki yasağı döneminin anlatıldığı “Boardwalk Empire” dizisinin 3.sezon 9.bölümünün sonunda Steve Buscemi tarafından canlandırılan Enoch Nucky Thompson çok güvendiği Arnold Rothstein ve diğerleri tarafından yüzüstü bırakılır.Herkes odayı terk ederken Nucky arkalarından defalarca “Arnold,Arnold” diye seslenir.Bu çaresizliğin ve yukarıda bahsettiğim duygu karışımının dışa yansımasıdır.Ama Nucky pes etmez ve sonuna kadar savaşmaya devam eder.(Boardwalk Empire bitmediği için sonuç henüz  belli değil.)

-Çaresizce bir son sesleniş.

Hayatta birçok zaman bu duygu ile karşılaşırsınız.Kendiniz kadar güvendiğiniz birisi sizi yüzüstü bırakabilir.Ne yapacağınızı bilemezsiniz.Etinizden bir parça koparılmış gibi hissedersiniz.Kendinizi çaresizce yere bıkarıp savaşmaktan vazgeçsenizde,son bir çare olarak “Arnold,Arnold” diye bağırsanızda,içinizdeki güven duygunuz ölsede,çaresiz kalsanızda mücadele etmeyi bırakmayın.Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi “Beni öldürmeyen acı güçlendirir

Rakım,Mezem ve Şarkılar

Konular: Kişisel, Şiirsel | 3

Rakım,Mezem ve Şarkılar

Bir hiç bilmediğim mekanda hiç tanımadığım insanların arasında

Otursam açık havada denize karşı bir masaya

Söylesem bir Tekirdağ,yanındada bol çeşit meze

Arka fonda hafiften çalan Bülent Ortaçgil

Ona fon olan buzun bardağa çarpma tıkırtıları

Gözlerimi dikmişken yıldızlara

Bana “Kim nerede ne yapıyordur?” diye sorduran

Fuat Saka mırıldansa usul usul

Rakım azaldıkça efkarım artsa

Ben içtikçe Neşet baba söylese

Neşet söyledikçe ben içsem…

Gurbetçinin Reklam Çilesi

Konular: Kültürümsel Sanatsal | 0

Türkiyede program aralarındaki reklamların uzunluğundan ve saçmalığından söz edildikçe siz halinize şükredin biz yurtdışında Avrupa Türk kanallarını izlerken ne eziyetler çekiyoruz bir görseniz diyesim geliyor.Eğer evinizde uydu anteni varsa ve Avrupa yayını yapan Türk kanalları mevcutsa arasıra izleyin ve neler çektiğimizi görüp halinize şükredin.

Birkere yayın akışları genelde farklı oluyor.Siz orada yabancı filmleri veya Futbol maçlarını izlerken biz burada genellikle ya insanları geri zekalı durumuna koyan para tuzağı saçma yarışmaları ve onların ekran karşısında 5 saat aralıksız konuşan sunucularını yada yerli dizilerin 75. tekrarlarını izliyoruz.Yayın hakları mevzusundan dolayı buna lafım yok ama bari doğru düzgün birşeyler koysalarda bizde bunalmasak.Eğer oturduğunuz yerde çanak anten takma yasağı varsa mecburen size sunulan Türk kanallarını izlemek zorundasınız.

İkincisi burada RTÜK denetim mekanizması olmadığından reklam süreleri bazen baygınlık derecesine doğru yol alıyor.Gerçi son zamanlarda birazda olsa bu sürelerde kısalma olduğu için henüz ekran başında deliren olmadı ama küfür eden sayısı gayet fazla.(Kendimden biliyorum)Hem Türkiye hemde Avrupa yayını yapan kanalda aynı anda başlayan bir dizi (ki pek az oluyor) Avrupa yayını yapan kanalda yaklaşık 25-30 dakika daha sonra bitiyor.Buda demek oluyorki biz burada dizi başına yarım saat daha fazla reklam izliyoruz.(Gerçi ben pek dizi izlemem hep belgesel diyerek klasik bir yalan söyleyeyim)

Ancak  bana asıl dert olan (ben kimsem artık) ve bu yazının asıl yazılma konusu olan şey yayınlanan reklamların kötülüğü.Oyunculuk konusunda Lise müsameresinden kötü,Ortaokul müsameresinden hallice,senaryo konusunda Ajdar’ın kaleminden çıkmış havası veren bu reklamları yapanların emeğine saygım var ama bizide bu kadar aptal yerine koymayın be kardeşim.

Aşağıda bazı örneklerini paylaşacağım bu reklamları daha önce izlememiş olan varsa bence yazının buradan sonrasını hiç okumadan ve videoları izlemeden buradan uzaklaşsın.Ha yok ben illede izlerim diyorsanız benden mesuliyet gitti.

1)

Yan karakterlerin oyunculukları beni benden alıyor bu reklamda.

2)

Dükkan sahibi Konuşurken nereye bakıyor gerçekten merak ediyorum.

3)

Siz bize İsmail YK’yı gönderirseniz bizde size Aydın’ı göndeririz demişler Türkiyeden.

4)

Baktat serisini komple izlemeden karar vermemeli.Hepsi birbirinden acayip reklamlar.

5)

Çay almak için matematiğiniz kuvvetli olmalı.

6)

Bu reklamı izleyince Cem Yılmaz’ın Doritos reklamı birtek benim aklıma gelmiyor galiba.

7)

Arka fona döşenmiş Berlin resmi gerçekten olaya süper bir gerçekçilik katmış.

8)

Pencereden görünen görüntü ile efekt teknolojisi tavan yaparken “Memleketus Hasretus” lafı reklamı zirveye oturtuyor.

9)

Yorum yapmıyorum ve sizi çayınızı içerken halaya davet ediyorum.

10)

Siz sadece klipleriyle uğraşırken biz birde bunu çekiyoruz fazladan.

11)

Reklam çok tutmuş galiba devamıda çekilmiş diyolla.

12)

Tamam kızı aldında en sonda çayı niye sehpanın üzerine döktün arkadaşım.

13)Ve son olarak belkide herşeyin başlangıcı olan reklam.

Ayşe teyze çamaşır suyu taşıyorsa çantada Gurbetçide kaset taşır çebinde.

 

Bunlar sadece bazıları ama arayıp bulamadığım bir kaç reklam daha var.Onlarıda bulursam buraya eklerim daha sonra.

1 2 3